Ana sayfa HABERLER Ekonomi Gerçekleri Nazif Ekzen yazdı: Bu enkazı kim kaldıracak

Nazif Ekzen yazdı: Bu enkazı kim kaldıracak

26
0
PAYLAŞ
akp-enkazi

akp-enkaziSeçim bitti. Sonuçlar beklediğimiz gibi; “bir oyunun bittiğini, 14 yıllık bir dönemin kapanmakta olduğunu” gösterdi. On dört yıllık AKP iktidarı dönemi, son otuz beş yılın da son dönemi. Sonuncu dönemi mi? Emin değiliz. Beklediğimiz esas işaretler, 35 yıllık, 1980-2015 arasındaki dönemin de bitip-bitmediğine ilişkin. Seçim sonuçları, AKP döneminin sonunu gösteren somut işaretleri gösteriyor. Ancak 1980 ile başlamış olan ve 35 yıldır süren “neo liberal” köktenci dönemin bütünüyle bittiğine ilişkin somut işaretler yok.

2008’de başlayıp aralıksız sürmekte olan dünya ekonomik ve finansal krizi, “neo-liberal” efsaneyi bitirdi. Sekiz yıldır dünya ekonomisi, geçmişte hiçbir dönem yaşamadığı kadar ağır bir borç yükümlülüğü altında. Bilmekte yarar var. 1980’li yılların başında “kalkınma iktisadı ve sosyal devleti” kamu ekonomisini ve dünya ekonomisini ağır borç yükü altına soktuğu gerekçesi ile reddedip yerine piyasayı ikame eden neo-liberal iktisat, dünyada çok daha ağır bir borç yükü ile çözümsüzlüğü ve kaosu yaratmıştır. Dünya ekonomisi kriz ve çözümsüzlük içindedir.

Krizden çıkış için hiçbir alternatif üretemeyen kapitalist dünya içinde “gelişmekte olan ülkeler” gurubunda gösterilen Türkiye ve benzeri konumdaki ülkeler, yüzde 1-2 aralığına düşen büyümeleri ve hızla büyümekte olan dış borçları nedeniyle daha ağır kriz koşulları ile karşı karşıyadır.

Türkiye bu ülkeler grubu içindedir. Son dört yıldır düşen büyüme ve artan kronikleşmiş bir enflasyon içinde yaşamaktadır. Ekonomik krizin koşulları Türkiye’de son bir buçuk yıl içinde daha ağırlaşırken, özellikle son altı ay içinde, 2015 yılının ilk yarısında, yaygın şekilde bütün temel ekonomik göstergeler kötüleşmeye devam etmiştir. AKP hükümeti seçim ekonomisini için kaynakları sonuna kadar kullanmış, buna karşılık hiçbir önlemi almaya yanaşmamıştır. Tam tersine, bütün kaynakları kullanabilmek için yurt-dışından döviz girişinde olduğu gibi şartları piyasalar için daha da serbestleştirmiştir.

BÜTÜN EKONOMİK GÖSTERGELER OLUMSUZ

Şimdi seçim sonrasında, AKP’nin siyasi gücünü kaybettiğinin somut olarak ortaya çıkmasının yanı sıra, ekonomide güç kaybının derinleşerek sürdüğünü gösteren 2015 yılının ilk yarı ekonomik göstergeleri, Türkiye’nin tam bir belirsizlik dönemine doğru yol almakta olduğunu gösteriyor.

Seçimler sırasında partilerin açıklamış olduğu ekonomik hedefler bildirgeleri ve seçim sürecinde yapılan ekonomik vaatler var. Şimdi seçimler sonrasında ortada kaldırılması gereken de bir enkaz var. Bu enkaz AKP iktidarının son döneminde, 2011-2015 yılları arasında oluştu. Bu dönemin son yıllarında, 2014 ve 2015’in ilk yarı yıllarında, ekonomide iktidar boşluğu yaşadık. Bu enkazın nasıl kaldırılacağı, ekonomide durma noktasına doğru yol alan üretim çarklarının yeniden nasıl canlandırılacağına ilişkin hiçbir program görmüyoruz. Siyasi partiler bu konuda hiçbir açıklama yapmıyorlar. Seçim bildirgelerinde zaten bu konuda açıklamaları yoktu. Türk ekonomisinin hiçbir sıkıntısının olmadığı imajı verildi. Önümüzdeki günlerde, uzlaşma sağlanırsa getirilecek “bir istikrar paketinin” olduğunu göreceğiz. Açık söylemekte yarar var, kısa süreli istikrar arayışları ile 2015 yılı ortasında Türk ekonomisinin içinde bulunduğu derin dar boğazdan, kriz koşullarından çıkması olası değildir.

2015 yılının ilk yarısında, büyüme, fert başına milli gelir, tüketici fiyatları, devlet iç borçlanma faizi, dış ticaret (ihracat-ithalat), cari açık, istihdam ve sanayi üretimi, bu göstergelerin hepsi, artan bir hızla daha da kötüleşmiştir. Giderek daha hızla kötüleşen ekonominin bu temel göstergelerine düzenleyici olarak müdahale edecek araçlar da kullanılamamaktadır.

Kaldı ki, Türk ekonomisi için yaptığımız bu değerlendirmelerde kullanılmak durumunda olan ekonomik göstergeler bizim bildiğimizden çok farklı olabilir. Şimdi olası koalisyon görüşmelerinde bu farklılıkları görebileceğiz. Koalisyona girecek AKP dışındaki hiçbir siyasi parti ekonomiye ilişkin temel göstergeleri görmeden bir koalisyon ortaklığı sorumluluğuna yanaşmayacaktır. Kısaca 2003-2014 AKP dönemi ekonomisi bütünüyle sorgulanmadan bir koalisyonun ortaya çıkması zor.

GELİR YARATAMAYAN BÜYÜME

2015 yılının ilk çeyreğinde açıklanan öncü göstergelere bakarak; büyümede sıfır (0) ya da eksi yönlü bir gelişme bekleniyordu.

Tüik‘in açıkladığı 2015 ilk çeyrek sonuçlarına göre, Türk ekonomisi bu çeyrek dönemde yüzde 2,3 oranında büyümüştü. Tüik’in hazırladığı, harcama ve üretim rakamlarını kapsayan ayrıntılı tablolara bakıldığında, 2015’in ilk çeyreğindeki bu büyümeye dair ihracat (dış talep) ve imalat sanayindeki göstergeler negatif ya da durgunluk yönünde eğilim gösteriyor.

Bu büyümenin bir kaynağı yok mu? Şunu açık görüyoruz, yüksek bir iç tüketim talep artışı var. Talep artışının kaynağında ise yüksek gelir gruplarının harcamaları var. Böylesine bir büyüme Türk ekonomisinde ilk kez görüldü. Tek bir açıklaması var, Türkiye’deki gelir dağılımının çok kötüleşmiş olmasıdır. Türkiye’de gelir dağılımında en tepedeki yüzde  10’luk grup yaptığı harcamalar ile Türk ekonomisinde büyümede etkili olabiliyor.

Gelir eşitsizliğinde izlenen kötüleşme, 2000 sonrası da gözlemlenen bir değişme idi. 2008 krizi ile özellikle kapitalist ekonomilerde şiddetlenerek gelir eşitsizliği ekonomilerin en önemli sorunu haline geldi. Krizin yavaşlatılması için kapitalizmin izlemekte olduğu para politikası sadece ve sadece sermayenin özellikle de finansal sermayenin toplam ekonomide ağırlığını ve payını arttırıyor. Aynı zamanda sermayenin gelirindeki bu artış, dağılımda daha küçük bir grubun elinde teraküme devam ediyor. Bu bozulmayı daha şiddetli olarak Türkiye’de yaşıyoruz. En somut halini şimdi gayri safi milli hasıla 2015 ilk çeyrek büyüme sonucunda gördük. Reel sektörler bütünüyle bir resesyon yaşarken, gayri safi milli hasıla yüzde 2.3 oranında artmış görünüyor.

Yılın ilk yarısında belli olan ekonomik veriler, 2011 yılına dönmüş olduğumuzu gösteriyor. 2011 yılının Türkiye için önemli bir dönüm noktası olduğu şimdi daha açık anlaşılıyor. Bir yandan Suriye politikaları nedeniyle Ortadoğu bataklığına gidiyor, diğer yandan 2008 krizi sonrası ekonomi politikası oluşturulamıyor. Büyük bir boşluk oluşuyor. Geçici bir dönem dış borçlanmanın arttırılması ile geçiştiriliyor. Dış borçlanma imkanlarının doğal sınırlarına dayandığı 2013 sonundan başlayarak günümüze kadar ekonomide “ciddi bir iktidar boşluğu” oluşuyor. Seçim dönemi sonrasında belirsizlik yaşanıyor.

Uzun sürebilir ya da iki büyük partinin koalisyona gitmesi ile kısa sürede hükümet kurulabilir. Göreceğiz. Şartlar çok fazla iyimserliğe yer vermiyor. Şartların zorlamasından kaynaklanacak bir koalisyonun ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Ve öyle bir koalisyon ortamında Türkiye ekonomide önemli bedeller ödeyeceği bir yola girecek.

Nazif Ekzen

Oda TV

Web Tasarım