Ana sayfa HABERLER SİYASET Haberleri Ümit Kocasakal: Bu bir yasa değil rejim değişikliğidir

Ümit Kocasakal: Bu bir yasa değil rejim değişikliğidir

34
0
PAYLAŞ
umit-kocasakal

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, özgürlükleri ve anayasal hakları kısıtlayan ”İç Güvenlik Yasa Tasarısı”nı değerlendirdi. Kocasakal, ”Yapılmak istenen faşist, baskıcı, zorba sistemin yasallaştırılmasıdır. Bu aslında yasa değil, rejim değişikliğidir” dedi.

Polis devleti olma yolunda son adım olarak nitelendirilen ve yurttaşların anayasal hakkı olan toplantı, gösteri ve protesto hakkı başta olmak üzere, telefonlarının dinlenmesi, savcı ve hakim kararı olmaksızın polise 48 saat gözaltı yetkisi verilmesi, toplumsal olaylarda yüzünü kapatanların ‘terör örgütü üyesi’ sayılacağı benzeri maddeler içeren ”İç Güvenlik Yasa Tasarısı”na tepkiler gün geçtikçe artıyor.

umit-kocasakal

Bu yasa tasarısına karşı en büyük mücadeleyi ise, 10 Şubat’ta ‘Demokrasi nöbeti’ başlatan avukatlar veriyor. Peki avukatlar neden bu yasaya karşı çıkıyor? Aslında bu yasa ile ne getirilmek isteniyor? Bu soruyu İstanbul Barosu Başkanı ve aynı zamanda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ceza ve Ceza Usul Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Ümit Kocasakal’a sorduk. Kocasakal, aslında meselenin bir yasa değişikliği olmadığını, bir rejim değişikliği olduğunu söyledi. AKP Hükümeti’ne uyarıda da bulunan Ümit Kocasakal, ”Eğer bu yasa Meclis’ten geçerse AKP kendi mezarını kazar” diye konuştu.

‘Cebirle değiştirme girişimi’

Öncelikle bu yasa tasarısı ile ne nasıl bir Türkiye yaratılmak isteniyor? Sizin yorumunuz nedir?
Bu tasarı yeni gündeme gelmedi, iki-üç ay önce de gündeme getirilmişti. Amaç toplumun tansiyonunu ve nabzını ölçmekti. ‘Toplum buna nasıl tepki verir’ operasyonuydu. Biz o zaman da baro olarak çekincelerimizi ve tepkimizi söylemiştik. Şimdi bu tekrar gündeme getirildi. Öncelikle herkesin şunu anlamasını rica ediyorum. Bu sıradan bir yasa ve kanun değişikliği değildir. Bu bir rejim değişikliğidir. Yapılmak istenen sivil bir diktatörlük sisteminin, faşist, baskıcı, zorba bir sistemin yasallaştırılması ve alt yapıya kavuşturulmasıdır. Yani bu yasa ile birlikte Anayasa, aynı şekilde demokratik sistem ve hukuk devleti askıya alınmaktadır. Hiçbir zaman yasa ile Anayasa’yı askıya alamazsınız. Aslında bu yapılmak istenen, bizim Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) var olan ‘Anayasal düzen cebir, şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüstür’ tam da budur. Bu kadar açık söylüyorum. Bu girişim Anayasa’yı değiştirmeye ve polis yoluyla bunu muhafaza etmeye teşebbüstür. Tabi insanlar böyle söyleyince, ‘Peki hocam dayanağınız nedir?’ diye soruyorlar. Bu yasa geçtiği takdirde hiç kimsenin kişi güvenliği kalmaz. Hukuk güvenliği kalmaz. Kamu güvenliği kalmaz. Mal güvenliği kalmaz. Bir algı operasyonunu deşifre edelim. Aslında sistemde varolan bir takım hükümleri sanki yokmuş gibi göstererek, ‘bak biz bunları değiştirmek istiyoruz. Buna niye karşı çıkıyorsun’ diyorlar. Bu tasarının görünürde gerekçesi aslında, 6-7 Ekim olaylarıdır. Bana göre bu bir ayaklanma provasıdır. Ama bunun yalan olduğu şuradan bellidir; terör örgütü ile müzakere yapan, terörü adete meşrulaştıran ve kutsayan, doğu ve güneydoğu da devleti sıfırlayan, onun varlığını ve gücünü ortadan kaldıran bu iktidar değil midir? Şimdi nasıl, ‘bununla ben mücadele edeceğim’ diyor. Orada şuan devlet yok. Buna göz yumacaksın. Asker kışlasından çıkmayacak, polis bir şey yapamayacak, milletvekili polis tokatlayacak. Ondan sonra da diyeceksin ki, ‘ben kanunla mücadele edeceğim’ tam bir yalan.

‘Yargı milletin ta kendisidir’

Bu yasa değişikliği gerçekleşirse, yasama, yürütme ve yargı erklerinde nasıl bir sarsıntı olur?
Yargı normal şartlarda bir güvence midir? Evet. Anayasa’nın 6. maddesi ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyor. Dikkat edin ‘Meclis’indir’ demiyor ve devam ediyor, ‘Türk milleti bu egemenliğini Anayasa’daki organları ile kullanır’ diye. Nedir bu organlar? 7. maddeye göre Meclis, yasama, 8. maddeye göre yürütme ve en önemlisi 9. maddeye göre yargı yetkisidir. Demek ki Meclis, ne kadar milletten aldığı bir yetkiyi kullanıyorsa, yargı da o kadar kullanıyor. ‘Biz millete gideriz, onlar yargıya’ diyorlar ya, birilerinin koşa koşa gittiği o yargı da aslında milletin ta kendisidir. Bir hakim de olsa milletin ta kendisi 17 hakim de olsa milletin ta kendisidir. Bu yasa ile kişilerin savcı, hakim kararı olmadan sadece polis yetkisi ile üzerleri aranabilecek. Yine kişilerin 48 saat telefonları dinlenebilecek. Daha vahimi hiçbir yargı kararı olmadan polis kişileri 48 saat gözaltında tutabilecek. Ve bu 48 saat içerisinde avukata dahi ulaşamayacak. Bu yasa yürürlüğe girerse can ve mal güvenliği tehlikeye girecek.

Yerde gökte ‘terör eylemi’

Polisin elbette yetkileri vardır ama bu nasıldır! Polis Vazife ve Selahatleri Kanunu’na göre bir anda polis silahını çekip ateş edemez. Bu, Anayasa’nın 17. maddesindeki yaşam hakkına aykırı olur. Nasıl olur, kademeli olarak artan olaylarda, en son kertede başka bir yolu kalmıyorsa silah kullanır. O da doğrudan hedefe değil, orantılı bir biçimde kullanabilir. Bu halde dahi polisin gaz fişeği ile bombalarıyla kaç kişinin canına mal olduğunu biliyoruz. Şimdi bu yasa da geçerse hertürlü toplantı ve gösteri hakkını ‘terör eylemi’ olarak nitelendirecek ve doğrudan doğruya silah kullanabilecek. Yaşam hakkınız tehlike altına girecek. Bu insan onuruna aykırıdır. Bir de vali ve kaymakamlara ceza soruşturması yetkisi veriliyor. Yani savcının yetkisi kaymakama veriliyor. O zaman savcıya ne gerek var? Kısacası yargı yetkisi idareye devrediliyor. Bu korkunç bir şey. Zaten o makamları kendine bağlamış durumda ve siyasi iktidarın iki dudağı arasında. Yapılmak istenen iktidarı eleştirmeyeceksin, hiçbir biçimde Anayasal toplantı gösteri hakkını kullanamayacaksın. Kullanırsan alırız seni götürürüz merkeze orada sana gününü gösteririz. Örneğin dinleme yetkisini Ankara’da bir tane hakime veriyorsun. Oraya da kimin getirileceğini bilmek için kâhin olmaya gerek yok. Dönemin Başbakanı’nı beraat ettiren hakim nerede? Yargıtay Başkanı! İktidarın danışmanlığını yapıp da, ülkeyi bölecek olan Anayasa taslağını hazırlayıp, Anayasa Mahkemesi’ne ağzına geleni söyleyen, ‘darbeci’ diyen kişi nerede? Anayasa Mahkemesi Başkanı oldu! Yaşananlar, yaşanacakların göstergesidir. O yüzden diyorum bu bir yasa değişikliği değil, rejim değişikliğidir.