Ana sayfa HABERLER SİYASET Haberleri Ahmet Altan: Halk AK Parti’yi Dışlayacak

Ahmet Altan: Halk AK Parti’yi Dışlayacak

24
0
PAYLAŞ
akp-dislanacak

akp-dislanacak


Gazeteci Yazar Ahmet Altan, “Toplum AK Parti’yi kenara itecek. Yol ayrımındayız. Ya AK Parti’yi doğal yollarla kenara itip yaratıcı, üretici bir topluma dönüşür ya da tarihinde rastlamadığı büyüklükte sarsıntı ve acıyla karşılaşır.” dedi.

AK Parti’nin seçimleri kazanması durumunda Türkiye’nin çok büyük bir devlet şiddetiyle karşı karşıya kalacağını savunan Altan, “Kötü giden ekonomiye devlet şiddeti eklenmesi fiziksel kırılmaya yol açar.” diye konuştu.

 

‘AK Parti’yi İttihatçılara benzeten Ahmet Altan, şunları söyledi: “İttihatçılar toplumun istediği sloganlarla geldi, sonra korkunç baskı uyguladı. AKP gibi. Birden devlet hazinesi ellerine geçti, delirmiş gibi çaldılar. Şu anda Türkiye’de bir yolsuzluk orjisi yaşanıyor. Dalgalar halinde, neredeyse ilçe düzeylerine yayılmış bir yolsuzluk örgütlenmesiyle karşı karşıyayız.”

 

Darbecilerin Yunan tragedyası kahramanlarına dönüştüğünü, 10 yıl önce yıkmaya çalıştıkları iktidarın önünde zırh olduklarını kaydeden Altan, “Balyoz’da bal gibi darbe hazırlıyorlardı ve becerebilselerdi çok adam öldüreceklerdi… Balyoz vardı, Ergenekon vardı, insanları öldürdü. Hâlâ bunu anlatmak zorundayım.” ifadelerini kullandı.

Bugün paralellik diye hukukta yeri olmayan bir suç icat edildiğini, insanların bu kavramla korkutulduğunu kaydeden Altan, ortada Cemaat’le ilgili bir suç olmadığını dile getirdi: “Cemaat’in içinden adamlar suç işlediyse diyeceksin ki: Bak kardeşim bu adam suç işledi. Bak bu suçu. Ortada bir suç yok ki. Bir paralel lafı dolaşıyor.”

Hürriyet Pazar’dan Çınar Oskay’a konuşan Ahmet Altan, ‘Şu anda Türkiye’deki rejimin adı nedir?’ sorusuna şu cevabı verdi: “Yarı diktatörlük. Ve büyük ihtimalle seçimlerden sonra tam diktatörlüğe dönecek, bir felaket olacak. Susturmak için de bugünkünden büyük şiddet uygulayacak. Başkanlık dediği şey bu. Ekonomik sıkıntıyla devlet şiddeti bir araya geldiğinde bu toplum patlar. Bunun dikişleri sadece bir yerde değil. Kürt-Türk meselesinde var, şehirli-varoş dikişleri var, alaturka-alafranga dikişleri var. Bütün dikişleri aynı anda patlar ve öyle bir kaos çıkar ki! Tweet attığı için insanlar evinden alınıyor. Evi basılıyor! Bu zaten neyin geldiğini gösteriyor. Ama AKP’liler şunu bilsin: Bu gelen şey hepimizin başına geliyor. Para kazanmayı çok seviyor olabilirler. Para kazanmanın da imkânı olmadığı bir yere gidiyoruz.”

Ahmet Altan, Hürriyet Pazar’dan Çınar Oskay’ın sorularını şöyle cevapladı:

– Her şeyden sıyrılıp nasıl romana konsantre oldunuz?

– Bir romancının gazetecilik yapması acıklı bir şey. Taraf’ta yıllarca kitap yazamadım. Nöbetimi tuttum, bu ülkeye borcum varsa beş sene ödedim. Yazarlar ‘kaç yıl yaşayacağım’ diye hesap etmiyor. ‘Kaç kitap daha yazabilirim’ diye bakıyorsun. Kitaplara döndüm. Türkiye’yle ilişkilerime mesafe koydum, günbegün izlemekten uzaklaştım.

– Neden Osmanlı’nın son günlerini yazdınız?

– Çöküntü döneminde kişiler daha ilginçleşiyor. Duyguları, ihtirasları daha çok ortaya çıkıyor. Türkiye’nin büyük kırılmasına yol açan alaturka-alafranga ayrışması da bu dönemde keskinleşiyor.

– Ailenizde de var galiba bu ayrışma. Bazılarından esinlenmişsiniz romanı yazarken.

– Evet, ailemin bir kısmı daha Batılı. Bir yandan da bir tekke şeyhinin torunlarıyız.

– Romanda çok ilginç tarihi olaylar var. Mesela Babıâli baskını…

– Dünyanın en garip darbesidir. Enver Paşa’nın büyük askeri başarısı yok. Fakat delice cesareti, korkunç bir ihtirası var. Sadece Osmanlı’yı değil, dünyayı yönetmek istiyor. İttihatçıların bir kısmı çekinceli. Enver ‘Bana 60 fedai ver, ben 60 kişiyle basarım’ diyor. O 60 kişi gelmiyor. Beş silahlı adam yine de giriyorlar. Sadrazamdan istifasını alıyorlar. Dört saat sonra halk ‘Yaşasın İttihatçılar’ diye bağırmaya başlıyor.

– Romandaki dönemle bugün benziyor mu?

– Ümitsizliğe sevk edecek kadar… İttihatçılar iyi niyetle geliyor. Eşitlik, adalet, özgürlük için… AKP de böyle geldi. Askeri vesayet döneminde kişi başı gelir 3 bin dolardı. Bunu ileriye götürmek için muhafazakâr kesime ülkeyi açması, zenginleşmesine izin vermesi gerekiyordu. Yapsa iktidarını kaybedecekti. Vazgeçmedi, kırıldı, AKP geldi. Bir müteahhit partisi, epeyce vahşi, estetikten yoksun fakat iyi örgütlenebiliyor, çabuk hareket edebiliyor. Sermayeyi muhafazakâr kesime açıp yatırımlarla, binalarla 3 bin dolardan 10 bin dolara getirdi.

– Ya şimdi?

– Askeri vesayetin sıkıştığı noktada şimdi AKP sıkışıyor. 10 bin dolara binayla, köprüyle yolla gelebilirsiniz. Ama sonra yaratıcılık gerekiyor. Yeni fikirler, aletler, buluşlar… AKP kendini buna açamaz çünkü Türkiye’nin özgürleşmesi ve demokratikleşmesi gerekir.

– Ne olacak peki?

– Toplum AKP’yi kenara itecek. Yol ayrımındayız. Ya AKP’yi doğal yollarla kenara itip yaratıcı, üretici bir topluma dönüşür ya da tarihinde rastlamadığı büyüklükte sarsıntı ve acıyla karşılaşır. AKP, Erdoğan’ın idaresinde bu seçimleri kazanırsa çok büyük bir devlet şiddetiyle karşılaşacağız. Kötü giden ekonomiye devlet şiddeti eklenmesi fiziksel kırılmaya yol açar.

– Tarihte var mı örneği?

– İttihatçılar toplumun istediği sloganlarla geldi, sonra korkunç baskı uyguladı. AKP gibi. Birden devlet hazinesi ellerine geçti, delirmiş gibi çaldılar. Şu anda Türkiye’de bir yolsuzluk orjisi yaşanıyor. Dalgalar halinde, neredeyse ilçe düzeylerine yayılmış bir yolsuzluk örgütlenmesiyle karşı karşıyayız.

DARBECİLER YUNAN TRAGEDYASI KAHRAMANLARINA DÖNÜŞTÜ

– Madem siyasete girdik, oradan devam edelim ve Taraf günlerine dönelim. Bilmediğiniz bir kaynak size Balyoz belgelerini getirdi, yayımladınız. İyi bir kontrol süzgecinden geçirdiniz mi?

– Ben gazeteci olarak ne yaptığımızı söyleyeyim, siz gazeteci olarak başka ne yapılabilirdi onu söyleyin. Bunlar ordunun resmi belgeleri. Üstünde yüzlerce isim var. Sicil numaralarını kontrol ettik, hepsinin uyduğunu gördüğümüz zaman ‘Bu belgeler doğru’ dedik. Bunlar ordunun istihbarat servislerinden çıkmış. Kimse kalkıp orduya demiyor: ‘Bunlar sahteyse senin istihbarat odalarına kim koydu’. O odaların şifresi, parolası, kameraları var. Kim giriyor, kim çıkıyor… Ordu beş sene içinde bir tek insanı sahte belgelerden yargılamadı. Sahte olduğunu iddia ettikleri belgelerden…

Bunlar askeri vesayetin belini kıran belgelerdi. Bunu Mehmet Baransu yaptı. Bugün çocuğu hapse atıyorlar, bir de utanmadan eline kelepçe vuruyorlar.

Ordu bunun gerçek olduğunu biliyordu. Aytaç Yalman diyor ki: ‘Kara Kuvvetleri Komutanı olduğumda ilk bir yılım Balyoz’la geçti.’ Eğer gerçek değilse neden bir yılını bununla harcar ki?

Bu, bir darbe hazırlığıydı. Bugün tartışmamızın nedeni, iktidarın hırsızlığını Balyoz’un arkasına saklamaya çalışması. Darbeciler Yunan tragedyası kahramanlarına dönüştü. 10 yıl önce yıkmaya çalıştıkları iktidarın önünde zırh oldular.

– Bir seminerdeki konuşmaların ses kayıtları var, bir de dijital belgeler… Dava ses kayıtlarının değil, dijital belgelerin üzerine kuruldu. Savunma avukatları bu dijital belgelerle ilgili çelişkileri, tutarsızlıkları ortaya çıkardı. Örneğin 5 Mart 2003’te kapandığı belirtilen 11 no’lu CD’de calibri fontu kullanılmış. Oysa Microsoft bu yazı karakterini 2007’de kullanıma soktu. Darbe olursa yardımı alınacak şirketler, sivil memurlar var. Bu kişilerin bazıları o tarihte o şirketlerin personeli değil. El konulacak şirketler arasında ‘Recordati’ ilaç şirketi var. Oysa 2008 yılına kadar o isimde bir tüzelkişilik yok. İddianamede 2003 yılında kapandığı belirtilen bir CD’den, bu tür tuhaf veriler çıktığında bazı şüpheler duymaya başladınız mı?

– Hayır, hiçbir şekilde şüphe duymaya başlamadım. İçine biri bir şey koydu mu koymadı mı, bunu anlayabilecek durumda değilim. Bilişim uzmanları var. Hukuki bir tartışma yapmıyoruz. Gazetecilik ve gerçeği bulma tartışması yapıyoruz. Balyoz’da darbe hazırlığı var mıydı yok muydu? Bütün Balyoz konuşmalarını bir daha dinledim. Duruyor internette. Balyoz’un darbe olduğundan şüphe edenlere sadece şunu söylüyorum: Bir buçuk-iki saatinizi ayırın ve o konuşmaları dinleyin.

– Fakat hapse atılan insanların o konuşmalarla ilgisi yok. Dijital belgelerde görevlendirme yazışmalarında adı geçen askerler, kurmay subaylar tutuklandı. O dijital belgeler de sorunlu. Sanki bu TSK’da bir tasfiye operasyonu gibi…

– Bu davalar çığırından çıkmış olabilir. Hukukun Türkiye’de iyi işlediğini kimse söyleyemez. Ben 100’den fazla davadan geçtim. Babam 300’den fazla davadan geçti. Bizi haklı yere mi çağırdılar, babam haklı yere mi yattı hapiste? Hayır! Tabii ki hukuk çok kötü işliyor. Ama burada söylediğimiz şey başka: Balyoz’da bal gibi darbe hazırlıyorlardı ve becerebilselerdi çok adam öldüreceklerdi. Hukukta hata varsa, ortaya çıkarsınlar, ki olabilir. Bir kere davanın kendisi çok kalabalık. Bir yüzbaşıyı, binbaşıyı yargılamanın manası yok. Adamlar emir komuta zinciri içinde. Generaller emir veriyor. Generaller için o adamları harcıyorlar.