Ana sayfa HABERLER Türkiye GERÇEKleri Yandaş Yazarlar Günah Çıkarıyor

Yandaş Yazarlar Günah Çıkarıyor

120
0
PAYLAŞ
yandas-yazarlar

Yeni Akit Yazarı Faruk Köse: ERDOĞAN ÖZÜR DİLEMELİ

AKP Hükümeti’nin yayın organı gibi yayın yapan Yeni Akit’te iktidarı eleştiren hemen hemen tek yazar olan Faruk Köse, Erdoğan’ın özür dilemesi gerektiğini söyledi. Köse, AKP döneminde Müslümanlığın yozlaştığını da kaydetti.

Yeni Akit yazarı Faruk Köse T24 sitesinde yayınlanan röportajında çarpıcı açıklamalar yaptı. Dolmabahçe ve Kabataş iddiaları için Erdoğan’ın özür dilemesi gerektiğini söyleyen Köse, AKP’de bir otoriterleşme olduğunu da kabul etti.

AKP döneminde Müslümanların dejenere olduğunu vurgulayan Köse bu durumu, “Başı kapalı, kıçı açık ahlâksızlar türedi” sözleriyle dile getirdi.

Köse, CHP iktidar olsaydı Müslümanların bu kadar yozlaşmayacağını da ifade etti.

İşte T24’te yayınlanan o röportajdan bazı bölümler:

– Sizce Dolmabahçe’de içki içildiği kanıtlanabildi mi?

Bu hususta bazı resimler var tabii ki, ama kesin bir ispat yok gibi.

‘Kabataş tacizini yazmadım, Allah korudu’

– Siz Kabataş tacizi iddiasını neden yazmadınız?

İlk duyduğum anda, çelişkili şeyler gördüm ve bekleyeyim dedim. Dolmabahçe’de ayakkabı, kola kutuları vb. fotoğraflar vardı ama Kabataş’ta yoktu. İşin aslı da bir türlü ortaya çıkmadı. Haberi ilk yapanlar bile pişmanlık ifade etmeye başlayınca, kendi kendime, “Allah seni korudu, iyi ki yazmamışsın” dedim. İşin sonunda mahcup olmak da vardı.

‘Erdoğan Dolmabahçe ve Kabataş iddiaları için yarı özür dilemeli’

– Sizce bu olayları gerçek gibi zikreden Erdoğan bugün özür dilemeli mi?

Dilemeli ama, “Beni yanılttılar” tarzında. Sonuçta bizzat gidip görmüş değil. Kendisine güvendiği kadrolar tarafından getirilen bilgi olmadan öyle bir açıklama yapmazdı herhalde. Bu yüzden, özürden ziyade, “Beni yanılttılar” türünden bir yarı özür gibi olabilir. Ancak, zihniyetime göre, eğer bu bilgiler yanlışsa özür dilemesi daha faziletli olur. Üstelik toplumda böyle bir özür prim de yapar. İnsanlar, hatalarından geri adım atanları severler.

‘AKP’de devletle özdeşleşen bir otoriterleşme var’

– “Diktatörlük yok ama ciddi sıkıntılar olduğu bir gerçek” sözlerinizden yola çıkarak; AKP’deki eğilimi “dikatörleşme” değil, ama “otoriterleşme” olarak tanımlar mısınız?

Evet, bir otoriterleşme var. Eskiden daha geniş bir kadroyla istişare halinde yürütülen işlerin, şimdi daha dar ve genellikle söyleneni onaylayıp icra etmeye meyyal bir kadroyla yapıldığına dair güçlü izlenimler var. Ancak bu otoriter görünüm, AKP’yi başka yapılara egemen kılmak şeklinde değil de, devletle özdeşleşmiş bir şekilde, devletçi bir refleksle oluyor. Yani devletçi bir yaklaşımla, devlete, devletin mevcut yapısına sahip çıkma ve o yapıyı güçlü biçimde ayakta tutma endişesiyle gelinen bir otoriterleşme. Oysa mevcut devlet mekanizması, rejim, sistem deyin isterseniz, bu, AKP’yi destekleyen ana tabanın düne kadar değiştirmek istediği bir şeydi. AKP iktidar olup devletin içerisine yerleşince, düne kadar değiştirilmek istenen rejimi sıkı sıkıya sahiplenir oldu. Sahip olduğu bu konumu kaptırmamak için de sistemi ayakta tutma refleksiyle, yani devlet refleksiyle, bazı şeyleri hukuk toleransıyla değil de otoriter eğilimlerle yapmaya yöneldi. En azından algılara yerleşen görüntü bu oldu. Hepsi olmasa da bazı işlerin otoriter bir tarzda yürütülmesi, insanlarda diktatörlük endişeleri oluşturmuş olabilir.

‘Yolsuzluk iddiaları otosansür yaptığım konulardan’

– Sıkıntılardan biri olan yolsuzluk, ahlaksızlıkla ilişkilendirerek yazdığınız ancak isim vermediğiniz, somutlaştırmadığınız bir başlık. Otosansürünüze tabi olan konular arasında 17-25 Aralık yolsuzluk iddiaları da var mı?

Evet, var. O konuları yazmıyorum. Çünkü meselenin aslını bilmiyorum. Tarafların birbirleri hakkındaki suçlamalarına da katılmıyorum. Yani yolsuzluk vardır diyene yoktur diyemem, yoktur diyene de vardır diyemem. Çünkü konuya dair elimde bir belge falan yok ki. Ee, o zaman ortada durmak daha mantıklı değil mi? Bu yüzden, hakikatini bilmediğim bir hususta, bir tarafın hatırı için, diğer tarafı suçlamaya varacak bir yaklaşımdan kaçınıyorum.

‘Bir bakanın 700 bin liralık saat takması yanlış’

– 700 bin TL’lik hediye kol saati de Zafer Çağlayan’ın belgelerle yalanlayabildiği, faturasını gösterebildiği bir iddia olmadı.

İstediği kadar faturası olsun, bir bakanın 700 bin liralık bir saat takıyor olmasını ben doğru bulmuyorum. Rüşvet mi bilemem, ama milyonlarca insan asgari ücretle sürünürken sen bunu yapamazsın kardeşim! Ayrıca, yolsuzluk iddialarıyla ilgili sürecin yargıyla tamamlanması gerekirken, Meclis’te oylamayla kapatılmasını da doğru bulmuyorum.

‘Başı kapalı, kıçı açık ahlâksızlar türedi’

– AKP iktidarında AKP’ye oy verenlerin parayla ilişkisi sizce nasıl değişti?

AKP döneminde İslami duyarlılıklar son derece zayıfladı. Bu planlı bir strateji değil, yani AKP bilinçli bir şekilde bunu yapmadı ama öyle bir ortam oluştu ki İslami duyarlılıklar hem inanç, hem ibadet, hem yaşantı açısından bozuldu. Mesela başörtüsü serbest kaldı ama tesettür ortadan kalktı. Öyle bir tür gelişti, başı kapalı, ama afedersiniz, kıçı açık ahlâksızlar türedi. Bence tamamen açık olan bir kişi bu tür kişilerden daha saygındır.

– “Başını göstermek haram da kıçını göstermek haram değil mi” içerikli yazılarınız nedeniyle de soracağız; bu eleştirinin erkekler hanesine neler yazıyorsunuz?

O yazıların konusu kadın tesettürü olduğu için erkeğe değinmedik. Ancak elbette tesettür erkekler için de geçerlidir.

‘CHP iktidar olsa Müslümanların hayatı bu kadar yozlaşmazdı’

– Netleştirmek adına: Sizce 13 yıl boyunca AKP yerine iktidarda başka bir parti olsa ileri sürdüğünüz bu ahlaki yozlaşma yaşanır mıydı?

Genelde yaşanırdı, ama İslami kesim içinde yaşanmazdı.

– “Plansız” olduğu notunuzu es geçmeden soracağız; AKP’nin bu sürece nasıl bir katkısı oldu sizce?

Örneğin CHP iktidarda olsaydı, bizlere bu kadar hak vermeyebilirdi ama Müslümanların hayatında da bu kadar yozlaşma olmazdı. AKP’yle birlikte bizim kitle şöyle bir rehavete kapıldı: “Biz AKP’yi iktidara getirdik, her şeyi onlar halletsin.” İnsanlar kimliklerine sahip çıkmak için karşı çıkabilecekleri bir şey bulamadı, çünkü karşılarında kendilerinden gördükleri insanlar vardı. Bunların (AKP’nin) halledemedikleri de, halledilmiş hanesine yazıldı. Algılar değişti. Gerçi Erdoğan “İslami bir parti değiliz” ifadesini sık sık kullandı, insanları kandırmadı aslında. Ama toplum kendini kandırdı. Zamanla parti de bu söyleminden vazgeçti.

– Sizce AKP zamanla İslamcılaştı mı?

Daha çok “Bizi İslami referans olarak almayın” söyleminden, bu söylemi hiç kullanmama tarzında bir yaklaşıma geçti.

– Sizce AKP tabanındaki rehavet, parayla desteklendi mi?

AKP tabanında rehavet oluşturacak birpara saçılımı yaşanmadı. Genel olarak, enflasyonun düşürülmesi veekonomik göstergelerin iyileşmesi gibi bir yansıma oldu. Ancak tabanda değil de, belirli bir sınıf, AKP dönemindeparanın tadını aldı.

– “AKP kendi orta sınıfını yarattı” tezi sizce gerçek dışı mı?

AKP döneminde, AKP’yi destekleyen bir kapitalist zümre oluşmuş olabilir tabii ki.

– Yusuf El Kardavi’nin başında olduğu birliğin, katılmadığınız bir fetvası üzerine “İlim sahibi olup susanlar, en az bu fetvayı verenler kadar sorumlu değiller mi?” diyen siz, Hayrettin Karaman’ın “Yolsuzluk hırsızlık değildir” fetvasını okuduğunuzda ne düşündünüz?

Hayrettin Karaman’ın İslami yaşantıya dair bazı değerlendirmelerine katılmıyorum. Ama bahsettiğiniz yazının başlığını gördüğümde “Allah Allah” desem de yazıyı okuduğumda bir yanlışlık olmadığını düşündüm. Yolsuzluğun meşru olduğunu savunmuyor Hayrettin Hoca, yolsuzluk ve hırsızlığın yerlerinin farklı olduğunu, aynı suçlar olmadığını söylüyor. Mesela, hırsıza katil, içki içene zina etti diyemezsiniz. Yolsuzluk da hırsızlık değil, başka bir suçtur. Onu söylüyor.

– Yolsuzluk, devlet kurumunda yapılan hırsızlık değil mi? Karaman o yazılarında “Yolsuzluk, hırsızlıktan kötüdür” mü diyor?

Hayrettin Karaman o yazılarında “Yolsuzluk tasvip edilebilir veya suç değildir, demiyoruz. Başka bir suçtur diyoruz” dedi.

– Sizce yolsuzluk, hırsızlıktan daha ağır bir suç mu, değil mi?

Durumlara göre değişir. İslam’a göre örneğin her hırsızın eli kesilmez. Yani hırsızlık da kendi içinde derecelidir. Bu bakımdan, bazı yolsuzlar, hırsızlardan daha şiddetli cezalandırılabilir.

Karaman’ın yazısında vermediği şu nüansı sorguluyoruz: Kamu gücünün kullanıldığı bir hırsızlık, hırsızlıktan daha büyük bir suç değil mi?

Hırsız, cezasını çekince mesele biter. Ancak, kamu gücüne dayalı kazanımlar bu bakımdan daha veballi bir iştir, daha şiddetli bir durumdur. Mesela rüşvet, kamu gücüne dayalı bir suçtur ve İslam’da, rüşvet alan çok şiddetli bir şekilde tanımlanır. Mesela ayetle yasaklanan rüşvet hakkında, Peygamberimiz, “Rüşvet alan da, veren de cehennemdedir” buyuruyor. Kul hakkı, Allah’ın affetmeyeceği tek suçtur. Helalleşme olmadan tevbe bile kurtarmaz.

‘Karaman’ın ırgat çıkışı son derece kötü, adına üzüldüm’

– “İslamcı entelektüeller bürokrat oldular” eleştirisinin bir devamı olarak: Ulema geleneği için sarf edilen “Sultanın sarayından, zenginin sofrasından uzak durun” düsturuna, mesela Hayrettin Karaman ne kadar riayet etti? Karaman’ın AKP’yi eleştirirken elini tutmasını siz neye bağlıyorsunuz?

Hayrettin Hoca hakkında çok şey söylemek istemiyorum. Sadece şu kadarını söyleyeyim, bu hususta iyi bir örneklik sergilemedi.

– Karaman’ın AKP’ye oy vermeyenleri “ırgat” olarak nitelendirmesi sizce doğru mu?

O son derece kötü bir açıklama. Bir ilim adamına yakışmıyor.

Kaynak: T24